ÇİFLİĞİMİZDEN HABERLER

SON GÜNCELLEME : 28.07.2018

Haber No : 31

Bir Liraya Bir Çiftlik Nasıl Kurulur?

Bir Liraya Bir Çiftlik Nasıl Kurulur? | Orhan Aztekin - TEDxHacettepeUniversity keyifle izleyeceğimiz güzel bir sunum.https://m.youtube.com/watch?v=Ul2SlWAkqbU - HABER TARİHİ : 30.10.2016 - 11:28:46

https://m.youtube.com/watch?v=Ul2SlWAkqbU

HABERİN DEVAMI

Haber No : 32

İzbeli Çiftliğini Ziyaret

Bugün Kastamonu'da İzbeli Organik Tarım Çiftliğini Ziyaret - HABER TARİHİ : 04.10.2016 - 08:04:30

400 yıllık geçmişiyle, 1651 yılında Tımarlı sipahi yetiştirilmek üzere Padisah lV Mehmet tarafindan İzbeli ailesine verilen ve fazlaca bir değişikliğe uğramadan, el değistirmeden bugünlere gelen ve bugün 800 Da arazide organik tarım, hayvancılık be tarım turizmi yapılan Kastamonu'nun yükselen değeri.

Dostlarımız; Sabiha anne, Serdar İzbeli ve Hande Güner'e, misafirperverlikleri ve destekleri için teşekkür ediyoruz.

Peki bu kısa günde neler paylaştık?

Organik tarım paydasında yapabilecegimiz işbirliği konuları başta olmak üzere; uretim konustuk, topraga deger katmayi konustuk, daha iyisini nasil yaparizi konustuk, karsilikli ziyaretleri konustuk, destek ve isbirligi konustuk, organik sertifikalı korunga tohumlarimizi aldik, dağ cileği fidesi topladik, izabel uzum ve misket elmasi fidani aldik, slaj ortusunu birlikte yaptik, ingizliz ati Ateş'le oynadik. Kisacasi gunun cok kisa oldugunu farkettik.

Cok sagolun İzbeli ailesi.

HABERİN DEVAMI

Haber No : 33

Bayer Monsanto’yu ne demeye aldı?

Siz de duydunuz mu? Bayer Monsantyo’yu satın aldı. - HABER TARİHİ : 02.10.2016 - 07:52:19

Hani, hepimizin dostu, dünyanın en ‘masum’ hapı Aspirin’i üreten, Alman kimya devi Bayer var ya?

Adı kötünün kötüsüne çıkmış, mahallenin affedersiniz şeyi durumundaki,  “GDO’cu şeytan” Monsanto’yu satın aldı.

Hem de 66 milyar ABD doları verip aldı.

Sen şurada iki paralık siklamen için sekiz saat düşün, adam şak bastı 66 milyarı, kaptı şeytanı.

Çok para, Türkiye’nin yıllık ihracatı 150 milyar dolar.

Düşün işte.

Bayer böylece, tüm dünyada tohum üretiminin %35’ini ele geçirdi.

Daha da önemlisi, Monsanto’nun elindeki biyoteknoloji altyapısını aldı.

Monsanto kimdir, ne yapar?

Bilmeyenler için söyleyelim, bu arkadaşlar GDO denilen, genetiği değiştirilmiş organizma üretme konusunda çok bitirimler. Özellikle, mısır, soya, pamuk gibi endüstriyel bitkilerin, genetik müdahale yapılmış tohumlarını üretiyorlar.

Dünyayı açlıktan kurtaracaklar.

Yaaa... Siz ne sanmıştınız?

Gıda alamayacak kadar yoksul olanlara, bedava tohum...

Değil tabii, tam tersi onların ellerindeki yerel tohumların da patentlerini alıp, çiftçileri kendi ürettikleri tohumlara mahkum ediyorlar.

Ne avantajı var GDO’lu tohumun?

Üretim aşamasında bazı kolaylıklar getiriyor (-muş) gibi, mesela tohumu ektin, bitki çıktı ama onunla birlikte bir sürü bitki de çıkıyor tarlada. Onları istemiyorsun. Ne gerek var, senin bitkinin suyunu, besinini tüketecek, zaman gelip senin ürününü boğup, öldürecekler hatta. Bunun için çapa yapıyorsun, yine çıkıyor, yine çapa ... Ya da, seçici herbisit dedikleri kimyasallar var, senin bitkiyi öldürmüyor ama bazı bitkileri öldürüyor. Bu da yeterli değil ama, yine tarlanda yabancı ot oluyor.

Monsanto’nun geliştirdiği Roundup adında bir kimyasal var.  Roundup bir total herbisit. Yani, toprağın üstüne püskürtüyorsun bu mereti, ne kadar canlı bitki varsa, öte aleme transfer ediliyor.

Nasıl mı? İçinde bitkilerdeki (ve bazı bakterilerdeki) biyolojik süreçleri durdurarak.  Bitkilerdeki gelişmeyi engelleyen glyphosate adında bir basit molekül var.

Monsanto’daki abiler bir tohum üretti, adına “Roundup ready” dediler. Yani, o ot katilini toprağa püskürtüyorsun, bitki adına ne varsa ölüyor, ama senin Monsanto’dan aldığın GDO’lu bitki sapasağlam ayakta.

Nasıl?

Asrın kerameti, hay mübarek...

Böylece mısırı, pamuğu, soyayı çapa yapacağım, tarlayı yabani otlardan arındıracağım diye uğraşmıyorsun, tüm tarla, toprağın tüm besinleri senin ektiğin tohumdan çıkan ürüne ait.

Buradan hareketle, “GDO’lu tohumun verimi yüksek” diyorlar.

Bu sihirli Roundup ‘ilacı’nın etkili maddesi glyphosate pek hayra alamet bir ‘şey’ değil. İddialar o ki, bu mendebur kansere yol açıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün bir yan kurumu olan Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu (IARC) herbisitlerde kullanılan glyphosate maddesinin büyük olasılıkla kansere yol açtığını açıklıyor.  Glyphosate konusunda Avrupa’da yasaklanması üzerine ciddi direniş var.

AB, büyük tartışmalardan sonra, kullanım izinlerini bir süre daha uzattı.

İş burada bitmiyor tabii, bir süre sonra kurbanlar (tarladaki yabancı otlar) Roundup ile üstlerine sıkılan glyphosate miktarına alışıyorlar ve çiftçinin yüzüne güle güle “adım Thomas, glyphosate bana komaz” gibi, yerel sululuklar yapıyorlar, ki ayıp.

Bu defa şirket, glyphosate içeriğini artırıyor. Bir süre sonra, ‘yabaniler’ o miktara da bağışıklık sağlıyorlar... “Bak şimdi öldün namussuz ot” dalaşında, papazı bulanlar,  glyphosate biriktirmiş bitkilerle beslenen tavuklar, sığırlar, topraklar, insanlar ve o toprakta yaşayan diğer canlılar, topraktan sızan sular, suların gittiği yerlerde bulunanlar oluyor.

Kısa sürede tarım alanlarındaki yabanıl bitki alemi Roundup’a karşı bağışıklık kazandı, satışlar düşer gibi oldu, yeni kimyasallar çıktı, ama Monsanto da bu arada cebini doldurdu.

Diyorlar ki, sadece 2015 yılında 4.7 milyar dolarlık herbisit sattı (büyük bölümü Roundup), bunun 1.9 milyarı karmış.

Neyse, geçelim bu konuları, konunun özüne daha yaklaşamadık bile, güya “evimizin meleği Bayer, ne demeye aldı bu şeytanı?” üzerine laflayacaktık.

Sahi, Bayer’in melekliği nereden geliyor?

Haydi gelin, dalalım dedikodu havuzuna.

IG Farben’i duydunuz mu?

Duymadınız!

IG Farben, 1925 yılında kurulmuş bir Alman kimya devi.

Zamanın en büyüğü. Çok çok büyük, öyle böyle değil, çok ...

Bütün kimya devleri birleşip kurdular.

1938 yılında 218.000 çalışanı vardı, hesap et gerisini.

Almanya’dan sonra IG Farben US de kuruldu Amerika’da.

Hızla, dünya çapında bir kartel oldular.

I. Dünya savaşı sıralarında Dünya’nın en büyük kimya şirketi idi.

İlk antibiyotiği onlar buldu. Ünlü kimyagerleri Otto Bayer poliüretan sentezini keşfetti, keşfetti de ne oldu? Esnek veya esnemeyen köpükler, süngerler, sert plastik malzemeler, yataklar, ayakkabı tabanların, prezervatifler ve daha neler neler hayatımıza giriverdi.

Düşünsene, adamların şirketinde, kısa sürede en az dört Nobel ödüllü bilim insanı çıktı.

Bu arkadaşlar tarım kimyasalları, fotoğraf filmleri, beşeri ilaçlar ve bir sürü farklı ürün ürettiler.

Ama nereye kadar? Prezervatif üret üret, nereye kadar?

Zaten o günlerde, bu malzemeye ihtiyaç da yok.

Baktılar olacak gibi değil, “abi bu işte deli para varmış” diye gaza gelip, Zyklon-B gazı işine girdiler.

O günlerde Naziler, işe yarayan Yahudileri madenlerde köle yaparak öğütüyor, kalanlar da kamplarda öte tarafa havale.

Ama nasıl?

Toplu ölüm kolay iş değil.

Binlerce insan var karşında, arkası da katar katar geliyor.

Kurşuna dizsen, infazcılar toptan kafayı yer.

Düşünsene, ne kadar sapık ruhlu katil olsan da kolay değil, günde binlerce insanı, tüfekle pata küte öldüüüür, öldüüür, öldüüüüürrr ...

Bunları bir odaya istif edip, karbondioksit versen, hem pahalı, hem garantisi yok.

Zyklon B gibisi yok. Hem ucuz, hem hızlı etkili... Bir sıkıyorsun, pısssss.... ortalık tertemiz.

IG Farben yetişir Nazilerin yardımına ve sayısız insan, o kamplarda zyklon-b ile can verir.

IG Farben’in kurucusu şirketlerden biri BASF, diğeri Bayer (her birinin hisseleri %27.4).

Diyeceksin, “bu nasıl melek?” Eee, Azrail’de melek değil mi?

IG Farben, ayrıca kauçuk ve kömür işletmelerinde savaş tutsaklarını köle olarak da çalıştırır. Kauçuk konusu tam bir trajedi, hiç girmeyelim, çıkamayız.

Savaş bitince IG Farben’in ABD ayağıyla ilgili belgeler yok edilmiş, eh haliyle...

Şirket yöneticileri Nürnberg mahkemesinde yargılanırlar ama onların davası hızla sonlanır, ceza alan yöneticiler en fazla iki yıl sonra serbest kalır, çünkü savaş sonrası Almanya dosttur ve yeni düşman komünistlerdir, onlara karşı Alman kimya sanayine ihtiyaç olacaktır.

IG Farben yöneticilerinden olan ve Nürnberg mahkemelerinde yargılanan ve ceza alan Wilhelm Mann ve Heinrich Hörlein, savaş sonrası (1950) yeni kurulan Bayer AG’nin yönetim kurulu üyeleri olurlar.

Savaş yıllarında, Bayer’in kimyacıları bir yandan Aspirin üretirken, bir yandan da organofosfat bileşiklerinin son derece güçlü bir zehir olduğunu keşfederler. Bu keşif onlara savaşlarda kullanılan sinir gazlarını (serin, soman, tabun gibi) üretme fırsatı verir. 
“Ee biz ürettik birileri de tüketir” herhalde diyerek, ürünlerini piyasaya çıkartırlar. 

Bayer’de işler büyüdükçe büyür. Gün gelir Güney Afrika’da Amerikan kimya devi Dow ile birlikte dünyanın en büyük krom madenlerini işletirler; gün gelir eroini keşfedip üretirler; gün gelir Kongo Cumhuriyeti ve Ruanda’da koltan (kolumbit) madenleri üzerinde çevrilen oyunlara ve bunun sonucunda milyonlarca kişinin ölmesinde rol oynarlar. 
Vietnam savaşında kullanılan ünlü pestisit agent orange’ı da mı Bayer üretti yoksa?

Yok, o kadar değil, onu Bayer’in krom işindeki ortağı Dow Kimya üretti.

Dow da çok çalıştı, nerede savaş, orada bunlar. Bir yandan hardal gazı, bir yandan napalm bombası, bir yandan tarım ilacı.

ABD ordusu eski napalmları yetersiz bulunca, Dow Kimyayı tatlı bir dille uyarır. Dow daha güçlü napalm bombaları imal eder. Böylelikle piyasanın gurur kaynağı napalm-b ortaya çıkar. Özelliği, müthiş sıcaklık oluşturup ne var, ne yok bir çırpıda yakıp kavurmasıdır.

Ha, unutmadan, Dow ile birlikte Vietnam’da ABD ordusunun kullandığı agent orange’ı üreten diğer firma da Monsanto dur.

Yaaa, bizimkiler o zamanlardan iş başındaydılar, sen onları mısır tohumu üreterek işe başladılar san.
Daha da geçmişe bakarsan, Monsanto’nun ilk üretimlerinden biri Aspirin. 
Bakın sen şu işe! 
Monsanto, 1917’de Bayer’den izin alıp başlamış Aspirin üretmeye. 
Bakmışlar Aspirin satıp zengin olunmuyor, onlar da Bayer’in yolunu izleyip II. Dünya Savaşı sırasında askeri amaçlı kimyasal üretmeye karar vermişler. Roket yakıtlarında kullanılan sentetik kauçukla başlayıp, TNT ve Vietnam’a atılan agent orange’a kadar bir dizi sempatik şey üretmişler, insanlık ve barış için tabii. 

Sonra, aradan yıllar geçti, savaşlar biçim değiştirdi, bu iki kafadar tohum üretimine girdiler, bir de tarım için kullanılan pestisitlerin üretimine.

Amaç, dünya aç kalmasın. Sizin anlayacağınız, insanlık ülküsü hiç eksik olmadı kalplerinden.

Biri Aspirin üretiyor, biri mısır.

Aspirinin dolgu maddesi ne? Mısır nişastası.

Daldan dala atlıyoruz ama, hani belki merak edenler olmuştur, “bu Dow ne hallerde?” diye. Dünya kimya sanayindeki devlerden biri olan Dow Kimya bu günlerde DuPont ile birleşiyor. 130 milyar ABD Doları tutarında bir birleşme bu. (DuPont evlerimizde kullandığımız, mutfakların en şahane malzemesi teflon tava-tencerenin üreticisi, tefloncu yani arkadaşlar. Altı teflon, üstü pilav... O da masum. Masumiyet adına, sırf barış için DuPont, ABD’nin Japonlara attıkları atom bombasını üretti).

Bu yukarıda adı geçen ‘saygıdeğer’ kuruluşlar, Bayer, Monsanto, Dow, DuPont’a, bir de Syngenta ve BASF eklendi mi olurlar mahşerin altı belalısı.

GDO’mu?

Akla bu isimlerden başkası gelmez.

Endüstriyel gıda üretimi mi?

Yine bunlar.

Tarımsal kimyasallar mı?

Başka isim yok.

Ortak özellikleri, geçmişte kitle imha silahları üretmişlikleridir.

Bu şirketler küresel tarımı ellerinde tutuyorlar şimdi. (tarımsal kimyasalların %80’i, tohum üretiminin de %65’i, ARGE tümüyle bunlarda).

Buralara kadar gelmiş, eyyy sabır abidesi okur, “ne demeye satın aldı Bayer, Monsantoyu?”gibi anlamlı soruyu, şimdi sorabiliriz.

Sence neden?

Dünya gıda üretimini ele geçirmek için mi?

Hiç sanmıyorum.

Gıda devri bence sona erdi. Gıda üretimi karlı ve stratejik olma özelliğini yitirdi.  Zenginlerin tüketerek bitiremeyecekleri kadar gıdaları var. Orta halli milletlerin de, eh işte.

Gıdaya ulaşamayanlar, yoksullar. Onların paraları da yok, kaynakları da.  Yoksul olanlar için ne şirketler ilaç üretiyorlar, ne tohum, ne de teknoloji. Çünkü, onları sürdürülebilir soymak mümkün değil. Ne yapabilirsin ki? Ellerinden toprakları almaya kalktılar Afrikalıların, pişman olup geri verdiler bir kaç yıl önce. Pazara uzak, işçi yok, yan sanayi yok, teknolojik altyapı yok.

Gıda üreterek para kazanmak, dünya hakimi olmak devri bitti kısaca. Şimdi biyoteknoloji devri başlıyor. Medikal biyoteknoloji, endüstriyel biyoteknoloji ve agro biyoteknoloji olarak üçe ayrılıyor ki, her üç başlık Bayer’in varoluş amacıyla bire bir örtüşüyor.

Medikal biyoteknoloji ile aşılar, hedefe kitlenen yeni antibiyotikler, doku kültürleri, kök hücre uygulamaları, gen aktarımları ile kalıtsal bozukluklara müdahale veya bozukluğu olmayanlara müdahale...

Genlerle oynamak tehlikeli ancak kabul etmek gerekiyor ki, aynı zamanda heyecan verici de. Hele de, mısır, fasulye üretmekle kıyaslandığında, gelecek için çok farklı bir evrimsel sıçrama hamleleri planları yaptırır insanlara.

Sen buna bir de endüstriyel biyoteknoloji ile açılacak enerji konusunu ekle, bir de robot teknolojisi ve yapay zeka.  Şimdi, başarabilirsen, bu açılan kapıdan bir 100 yıl sonrası dünyanın halini çizmeye çalış.

O zaman Bayer neden Monsanto’yu satın aldı?

Bence, Bayer Monsanto’nun teknoloji altyapısına sahip olmak istedi, bir de ABD’yi bu alanda zayıflatmak.

Geçenlerde biri söylüyordu, “dünya savaşları hep Anglo Sakson toplulukları ile Almanlar arasında çıkmıştır” diye. Böyle bir beklenti mi var? Yeni dünya savaşı, yine İngiltere + ABD ile Almanya + Rusya arasında çıkacak diye?

Bu gibi cümleler dedikodunun ileri boyutları, lakin Almanya’nın bir dünya devi olmak yolunda dolu dizgin ilerlediğini de kabul etmek gerekiyor. AB’nin tek patronu oldu(İngiltere bu yüzden mi çekildi?).

Savaş çıkar mı bilmem, “çıkmasın” diyelim. Benim düşüncem şu ki, tüm bu hamleler insanın evrimsel olarak ulaşacağı yerlere dair bir öngörü üstüne yapılıyor.  Bu arkadaşlar paralarını nereye harcıyor? Al işte, geleceğin yönü çıktı önüne.  Bir zamanlar barut, zehirli gaz, bomba imal ettiler, gördük ki cephelerde savaşlar devri başladı. Sonra, tohum ve herbisit işine girdiler, gördük ki, devasa gıda üretimi gündeme geldi. Şimdi, konumuz biyoteknoloji.

İlle savaş senaryosu gerekiyorsa, senaryonun araçlarını biyoteknoloji üstünden üretmenizde yarar var.

http://www.ortakhaber.com/bayer-monsanto-yu-ne-demeye-aldi.html

 

HABERİN DEVAMI

Haber No : 34

Dünyanın Tohumu da Zehiri de Artık Tek Şirketin Elinde

Yusuf Yavuz tarafından kaleme alınmış güzel bir yazı... - HABER TARİHİ : 25.09.2016 - 07:00:57

Tarım ilacı (zehir), tohum ve beşeri ilaçlar üreticisi Alman şirketi Bayer, GDO’lular başta olmak üzere tohum ve tarım ilaçları üreten Amerikan şirketi Monsanto’yu 66 milyar dolara satın aldı.

Tarım ilacı (zehir), tohum ve beşeri ilaçlar üreticisi Alman şirketi Bayer, GDO’lular başta olmak üzere tohum ve tarım ilaçları üreten Amerikan şirketi Monsanto’yu 66 milyar dolara satın aldı. Bayer, bu satın alma ile hem tarım ilacı, hem de tohum alanında dünyanın en güçlü şirketi olurken konuyla ilgili bir değerlendirme yapan Prof. Dr. Tayfun Özkaya, söz konusu şirketlerin tek amaçlarının karlarını arttırmak olduğuna dikkat çekerek, "Bu birleşmelere karşı çıkılabilir. ABD’de bile bu çabalar gösteriliyor. Ancak temel çözüm şirketlerin egemen olmadığı, tarım kimyasallarının değil, agroekolojik tekniklerin uygulandığı adil ve sürdürülebilir (ama gereçten sürdürülebilir) bir gıda ve tarım sisteminin kurulmasıdır" görüşünü savundu.

TOHUMU ALAN İLACINI DA ALACAK

Alman ilaç devi Bayer'in, Amerikan tohum devi Monsanto'yu 66 milyar dolara satın almasının ardından konuyla ilgili bir değerlendirme yayınlayan Prof. Dr. Tayfun Özkaya, GDO’lu tohum kullanan çiftçilerin çoğunun Monsanto tarafından üretilen ot öldürücüyü almak zorunda olduklarına dikkat çekerek, "Hibrit tohum kullananlar ise bu çeşitlerin hastalık ve zararlılara dayanıksızlığı nedeniyle her iki şirketin tarım ilaçlarını yaygın kullanıyorlar. Kısacası tohum alan, tarım ilaçlarını da alacak. Çiftçiler ve tüketiciler bu zehirler nedeniyle hastalanırsa beşeri ilaçlar da hazır" ifadelerini kullandı.

TOHUM SATIŞINDA MONSANTO İLK SIRADA

Yerel tohumların korunması, sağlıklı gıda ve sürdürülebilir tarım gibi konularda aktif olarak çalışmalarda bulunan Prof. Dr. Tayfun Özkaya, Bayer ve Monsanto birleşmesi öncesi 2013 yılı verilerine göre tohum satışlarında Monsanto'nun yüzde 26 pay ile birinci şirket olduğunun altını çizdiği değerlendirmesinde, "Bayer yüzde 3 payla altıncı geliyordu. Tarım ilaçları alanında aynı yıl verilerine göre Bayer yüzde 18 payla Syngenta’dan sonra (yüzde 20 pay) ikinci geliyordu. Monsanto’nun payı yüzde 8 ile beşinci sırada idi. Bu işlemden sonra Bayer hem tohum hem de tarım ilaçlarında birinciliği garantiledi. Beşeri ilaçlarda ise Bayer’in 2014 yılında 15,5 milyar dolarla dünya sıralamasında 16. olduğu biliniyor" diye konuştu.

TOHUM, TARIM VE İNSANİ İLAÇ TEK ŞİRKETİN ELİNDE TOPLANDI

Tohum, GDO'lu tohum, tarım ilacı ve daha düşük bir ölçüde de beşeri ilacın tek ve güçlü bir elde toplandığına dikkati çeken Özkaya, şunları kaydetti: "Hepsi bu kadar mı? ETC Group adında tarım ve tarıma dayalı şirketleri izleyen sivil toplum kuruluşundan Pat Mooney 'Bu anlaşmalar sadece tohumlar ve tarım ilaçları ile ilgili değil, tohum, toprak, hava verilerine hâkim olan ve yeni gen bilgilerini işleyen bir şirket kaçınılmaz olarak tohum, tarım ilacı, gübre ve tarım makineleri gibi tarım girdilerini kontrol edecektir' demektedir. 

BU ALANDAKİ ŞİRKETLER BİRLEŞİYOR

Bu veri işleme de nereden çıktı diyorsunuz? Ama önce tohum, tarım ilaçları ve sentetik gübreler konusunda zaten az olan şirketlerin bir süredir birbirlerini satın almaya çalıştıklarını söyleyelim. Bu alanlarda en güçlü altı şirket şunlar: Bayer, Monsanto, Dupont, Dow, BASF, Syngenta. Bunlar birleşme ve satın almalarla dörde veya beşe düşmeye çalışıyorlar."

SON İKİ YILDA BAŞ DÖNDÜREN TARIMSAL TEKNOLOJİ YARIŞI

Bütün bu çabaların son iki yıla sığdığını kaydeden Özkaya, "Örneğin Dupont Dow’u almak istedi. Adama (Çin şirketi) Syngenta’yı, Potash Corp. şirketi Agrium’u (sentetik gübre konusu), Deere & Corp. ise Monsanto’nun Precion Planting LLD. şirketini almak istedi. Deere & Corp. tarım makineleri alanında güçlü, fakat tohum ve tarım ilaçlarında bir yeri yok. Monsanto’ya ait olan ve almak istediği Precision Planting LLD ise yüksek hızlı hassas tarım sistemlerinde çalışıyor. Hassas tarım bir tarlada metre metre toprağın daha önceden saptanmış ve coğrafi bilgi sistemlerine işlenmiş toprak özellikleri, iklim verileri vb. kullanarak tohumu eken, gübreleyen, tarım ilaçlarını atan ve sulama yapan GPS’le donanmış tarım makinelerin kullanıldığı tarım sistemi anlamına geliyor" ifadelerini kullandı.

'OLAY SADECE TOHUM VE İLAÇ DEĞİL'

Geçmişte 10 dekarlık bir tek parselin her yerine aynı miktar kimyasal gübre atılırken, bunun gelişmiş ve GPS donanmış tarım makineleriyle toprak analizlerine dayalı olarak farklı dozda gübre atıldığını kaydeden Prof. Dr. Tayfun Özkaya, şunları dile getirdi: "Hasat eden makine ise her küçük birimin hasadını ayrı ayrı tartıp kayıtlara geçiriyor. Deere ve Precision Planting LLD beraberce hassas tarım piyasasının %86’sına sahip olabilecekler. Bu saydığımız satın alma, birleşme girişimleri henüz gerçekleşmedi. Tek gerçekleşen Bayer’in Monsanto’yu alışı. En son belirttiğimiz hassas tarım konusunda ABD Adalet Bakanlığı bir engel koyuyor. Bu birleşmenin fiyatları yükselteceği ve araştırmaları azaltacağı ileri sürülüyor. Bayer Monsanto’yu aldığı için Precision Planting LLD’nin dışarı gitmesini istemeyebilecektir. Bu nedenle Bayer’in hassas tarım konusundaki anlaşmayı bozabileceği ve bu kendisine geçecek şirketin de Bayer içinde kalmasını sağlayabileceği ileri sürülüyor. Görüldüğü gibi olay sadece tohum, tarım ilacı ve beşeri ilaçlarda bir tekelleşme değil. Büyük veri (big data) bu şirketlerin elinde toplanıyor. Şirketler büyük veriye de hâkim olarak hegemonyalarını güçlendiriyorlar. İstenilen çiftçinin tam olarak bu şirketlere teslim olması. Bunlar çiftçiye hiçbir manevra alanı bırakmamak üzere yapılanıyorlar."

'ŞİRKETLERİN TEK AMACI KARLARINI ARTIRMAK'

Tohum alanındaki bu birleşmelerin 1990-2010 yılları arasında ABD’deki tohum fiyatlarını diğer girdilerden çok daha hızlı arttırdığının altını çizen Özkaya, Amerikan Tarım Bakanlığı'nın çiftçinin eline geçen fiyatlara göre iki misli bir artışa neden olduğunu açıkladığını belirterek,"Tohum ve tarım ilaçları alanında önde gelen altı şirket araştırma ve geliştirme alanında da çok büyük harcamalar yapıyorlar. 2013 yılında altı şirketin topluca araştırma ve geliştirme bütçeleri uluslararası ürün ıslah enstitülerinden fazlaydı. Amerikan Tarım Bakanlığına göre ise 15 kat fazla idi. Ancak bu şirketlerin araştırmaları çoğunlukla çevre ve insan çıkarlarına karşı olmaktadır. Tek bir amaç vardır. O da kârları arttırmak.

ABD'DE BİLE BU BİRLEŞMELERE KARŞI ÇIKILIYOR

Bu birleşmelere karşı çıkılabilir. ABD’de bile bu çabalar gösteriliyor. Ancak temel çözüm şirketlerin egemen olmadığı, tarım kimyasallarının değil, agroekolojik tekniklerin uygulandığı adil ve sürdürülebilir bir gıda ve tarım sisteminin kurulmasıdır" görüşünü dile getirdi. 

Yusuf Yavuz

http://odatv.com/dunyanin-tohumu-da-ilaci-da-artik-tek-sirketin-elinde-2509161200.html

HABERİN DEVAMI

Haber No : 35

Genetik Rulet

Soner Yalçın'ın 15 Eylül 2016 tarihli yazısı - HABER TARİHİ : 15.09.2016 - 08:35:03

Arpad Pusztai adını hiç duydunuz mu?
Macaristan/Budapeşte'de 1930 yılında doğdu.
Bilim adamı oldu; Macar Bilimler Akademisi üyesiydi.
Sovyetler Birliği destekli iktidara karşı 1956 Macar Ayaklanması'na katıldı. Bastırılan isyandan sonra Avusturya'ya kaçtı; mülteci kampında yaşadı.
Sonra İngiltere'ye gitti.
Sonra İskoçya'daki Rowett Araştırma Enstitüsü'nde çalışmaya başladı. Bitkisel kökenli protein olan lektin ve çevre koşulları etkisiyle  değişim geçiren/ bitki genetik modifikasyonu konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biri oldu.
Sonra…
Peşine polisler-istihbaratçılar takıldı.
Tehdit edildi.
İftiralara maruz kaldı.
Geri adım atmadı.
“Ben yemem” dedi.
“Halkın kobay olarak kullanılması doğru değil” dedi.
Kovuldu; ve yaklaşık 50 yıl sonra memleketi Macaristan'a döndü.
Mesele şuydu:
Arpad Pusztai, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar'ın/yani GDO'lu gıdalarının vaat ettiklerine inanıyordu; ve bu nedenle bunları incelemek üzere görevlendirildi.
Ancak…
Eline geçen bulgular karşısında şoke oldu! GDO'lu patateslerle beslenen farelerin daha küçük ciğerleri, kalpleri, testisleri ve beyinleri vardı!
Keza, bağışıklık sistemleri zarar görmüştü ve akyuvar hücrelerinde yapısal değişimler yaşamışlardı!
Bu durum onları (GDO'suz patateslerle beslenen farelerin aksine) enfeksiyona ve hastalıklara daha açık hale getiriyordu.
Ayrıca, boyunaltı bezi ve dalakta hasarlar ortaya çıkıyordu; (pankreas ve bağırsaklar da dahil) dokular genişliyordu; karaciğerde iltihaplanma olurken, mide ve bağırsaklarda ciddi sorunlar yaşanıyordu.
Ki tüm bunlar kanser riskini artırıyordu!
Alarm verici olan diğer unsur ise, sonuçların 10 günlük bir testin sonucunda alınmasıydı; ve bu da insan yaşamında 10 yıla karşılık geliyordu!
Tehlike büyüktü…

EKRANDA TARTIŞMAZLAR

Jeffrey Smith adını hiç duydunuz mu?
ABD/New York 1958 doğumlu yazar, politikacı ve; genetiği değiştirilmiş tohumlara karşı amansız bir mücadele veren bir eylemci.
2003'te “Aldanışın Tohumları” ve 2007'de “Genetik Rulet” adlı kitapları yazdı. Son kitabı 20012'de sinema filmi bile oldu.
Halk sağlığına inanan Jeffrey Smith ile bilim namusunu savunan Arpad Pusztai gibi bilim adamlarının yolu böyle kesişti. (Keza bu bilim adamlarından biri olan Berkeley'den Ignacio Chapela da Pusztai gibi tehditlere maruz kaldı; kovuldu.)
Öncelikle…
ABD Gıda ve İlaç İdaresi/ FDA'nın, GDO'lu gıdaların güvenliğine dair yaptığı tüm açıklamaların yalanlarını ortaya serdiler. İşin acı yanı Türkiye gibi ülkeler FDA açıklamalarına inanmak zorunda bırakılıyordu!
Dev şirketler, kârlılıklarına kimsenin müdahale etmesine izin vermiyorlar; aleyhte bulguları gizliyorlar; ve gıda güvenliği konusunu tartıştırmıyorlar bile.
GDO'lu yiyeceklerin; sindirim sistemi işlevleri, karaciğer- böbrek işlevleri, bağışıklık- endokrin sistemi, kan bileşeni, alerji, bebekler üzerindeki etkileri, kansere sebep olma potansiyeli veya sindirim sistemi bakterileri üzerindeki etkilerini incelemiyorlar.
Ne yapıyorlar:
Gıda endüstrisinin fonladığı araştırmalarla; tehlikeli sorunları ortaya çıkaramıyor ve ortaya çıkarılmış gerçekleri gizliyorlar. Bu nedenle…
– Deneylerde daha genç ve daha hassas hayvanlar yerine daha yaşlı hayvanları kullanıyorlar!
– İstatistiksel anlam ifade etmeyecek kadar düşük düzeyde numune ölçekleri kullanıyorlar!
– Besleme denemelerinin süresini sınırlandırıyorlar!
– Hayvan ölümleri ve hastalıklarını yok sayıyorlar!
Evet. Sizler, bu konularda ekranlarda bir tartışma gördünüz mü?
Yapamazlar… Yaptırmazlar…

YABANCI MADDELER

Bizden…
Laboratuvarda (DNA ilişkileri bozularak) oluşturulan gıdaların, milyonlarca yıldır doğada yetişen yiyeceklerden farklı olmadığına inanmamızı istiyorlar! Yani…
Daha önce hiçbir zaman birlikte var olmamış olan genleri bir araya getirerek yaptıkları gıda ile; binlerce yılda oluşan ve güvenilirliği kanıtlanmış olan gıdaların aynı olduğunu ileri sürerek yalan söylüyorlar!
Oysa, GDO'lar bir kez gıda zincirine girdi mi artık cin şişeden çıkmış demektir! Çünkü…
Laboratuvarda oluşturulan “yabancı DNA'lar” vücudun yapısını bozuyor ve; bunlar vücuda girdiğinde başıboş dolaşıyor, mide bağırsak güzergahı içerisinde uzun süre yaşayabiliyor ve iç organlara kan yoluyla taşınabiliyor. Bu hal kronik hastalıklara sebep olma riskini artırıyor!
“Genetik Rulet” denmesinin sebebi tüketicilerin nasıl bir rahatsızlığa yakalanacağını bilmeden bu yiyecekleri tüketmesidir. Üstelik…
Sadece bitkiler değil. Arpad Pusztai ve diğer bilim adamları,GDO'lu yemlerle beslenen hayvanların sonuçları karşısında şok geçirmişlerdir. Örneğin…
– Büyüme hormonu rbGH enjekte edilen ineklerden elde edilen sütün içerisinde, göğüs, prostat, kolon, akciğer ve diğer kanser risklerini doğuran IGFI hormonu yüksek düzeyde bulunmaktaydı.
Bakınız…
Çocuklar, yetişkinlerle kıyaslandığında tehlikelere daha çok açıktır özellikle de içerisinde ciddi miktarlarda rbGH işlenmiş süt içenler!
Bir diğer endişe kaynağı ise, GDO'lu gıdaları yiyen hamile kadınların bu şekilde normal cenin gelişimine zarar vermeleri ve sonraki kuşaklara geçen gen ifadelerini değiştirmeleridir.
Araştırmalar göstermiştir ki…
Kendilerine tercih imkanı verildiğinde, hayvanlar GDO'lu gıda yemekten sakınıyor.
Siz de deneyiniz; tok köpek ya da tok kedi markette satılan kimi peynirleri yemez; sütleri içmez!

HABERİN DEVAMI